Koruculuk Sistemi Üzerine
Gök-Türkler.Net tarafından yazıldı. Salı, 12 Mayıs 2009 22:25

Mardin Mazıdağı ilçesinin Bilge Köyünde yaşanan vunharca katliam bütün Türk milletini derinden yaralamıştır. Olayın faillerinin çok kısa sürede yakalanması ise bir nebze yüreklere su serpmiştir. Yaşanan acıların tarifi mümkün değildir. Köyde yaşananlar insanın kanını donduracak türdendir. Yetim kalan çocuklar eşsiz kalan kadınlar evlatlarını kaybeden anaların acısını anlatmaya kelimeler yetmemektedir. Saldırının sabahında TBMM’de yapılan gurup toplantılarının sırası DTP isimli PKK adlı kanlı terör örgütünün ağzıyla konuşan partinin Eş Başkanı Emine Ayna mikrofona geldiğinde olayın boyutuna farklı bir gözle bakmış çatlak ses oluşturmuştur. Ne demektedir bu kadın. Saldırı devletin silahıyla yapılmıştır. Koruculuk sistemi kaldırılmalıdır.
Bunu söylemek demek cenazelerin defnedilmeden Koruculuk sisteminin darağacına çıkarılması demektir. Bunu ifade eden kadına gelmek istiyorum. Zatı muhteremleri Mardin milletvekilleridir. Yaşanan olay kendi seçim bölgesi olmasına rağmen kendisi Bilge köyüne gideceğine Ankara’dan salvolarını yollamaktadır. Neden Hakkari'de bir çocuk polis tarafından dayak yediğinde Diyarbakırda DTP vekiliyle belediye başkanıyla oruca başlarken neden Bilge Köyüne gitmemiştir. Nedenini söyleyelim o köyün evveliyatına bakıldığında bölücü örgüt mensupları öldürülmüş yani DTP'lilerin kardeşlerini öldüren Devlete Müzahir bir köydür. Kimdir bu Emine Ayna. 15 Ağustos bizim bayramımızdır diyen kadındır. Nedir bu 15 Ağustos derseniz PKK adlı eli kanlı terör örgütünün ilk saldırıyı yaptığı ve Mehmetçikleri şehit ettiği günün miladıdır.
Bu kadın koruculuk sistemine neden hemen dikkat çekmek istemektedir. Bölücü terör örgütünün bayrağını sallayan bu zevat örgütün önündeki en büyük iki engelden biri olan Koruculuk sisteminden kurtulunması için böyle bir fırsatı değerlendirmek istemektedir de ondan. Daha cenazeler defnedilmeden bunları söylemek ne aymazlıktır. Terör örgütünün her defasında duvara çarptığı bu mekanizma bunların da içinin acısı ve kendi etnik kimlik müdafalarının yalanlandığı bir kurumdur. Kimdir korucu diye baktığımızda. 24 Ekim 1986 tarihli geçici köy korucuları yönetmeliği ile eli kanlı terör örgütünün karşısında devletine bağlı bayrağına sadık insanların köylerini eli kanlı terör örgütünden koruması demektir. Tarih vermişken şunuda belirtmeden geçemeyeceğim. Terör örgütünün hedefinde ilk korucu köyleri gelmektedir. 1987 yılında Mardin Nusaybin Açıkköy köyü terör örgütünün önünden dahi geçemediği köy haline gelmiştir ve eli kanlı örgütün saldırısına maruz kalmıştır. Korucu başı Fikret Aslan’ın evine saldıran örgüt mensupları diğer evlere de saldırarak bir çok suçsuz kadını çoluğu çocuğu öldürmüştür. O baskından sağ kurtulan Fikret Aslan hala o bölgede parmakla gösterilen devletine bağlı milletperver insanlar arasında yer almaktadır. Her yıl Açıkköy Katliamı köyde mezarların başında törenlerle anılmaktadır. Neden DTP adlı partinin bölge milletvekilleri bu törene katılmazlar. Çünkü ölenleri örgüt şehit etmiştir de ondan. İnsanlar arasında yer almaktadır. Katliama uğrayan Açıkköy köyü ise boşalmış ve Beyazsu yakınlarındaki arazide Çağlar köyünü kurmuşlardır. Midyat Nusaybin Karayolu üzerinde bulunan Çağlar Köyü’ne girdiğinizde değişik bir duyguya kapılırsınız. Köyün girişinde bir yanda Türk Bayrağı bir yanda Üç Hilalli bayrağımız dalgalanmaktadır. Bu köy ayrıca şehit köyüdür. GKK olarak görev yaparken askere giden yine Aslan ailesinin bir ferdi o dönem GKK’lara tanınan haklar gereği Nusaybin’de askerliğini ifa ederken terör örgütü tarafından açılan bir ateşte şehit düşmüştür. İşte bu da güneydoğuda bir korucu köyüdür. Örgütün ağzıyla konuşanlar korucu köyünü de bu yüzden sevmezler. Şimdi korucu suça bulaştı koruculuğu kaldır, bir öğretmen şuç işledi diye Milli Eğitim sistemini lağv mı edeceğiz. Bir emniyet mensubu suça karıştı diye Emniyet Genel Müdürlüğü lağv edilirmi. TBMM’den maaş alıp da devletin temeline dinamit yerleştirmeye kalkanlar bu sözler size ait ettiğiniz yemine saygınız varsa önce siz kendinizi lağv edin. ““Bugün dilimizi tanıdınız yarın topraklarımızın adını tanıyacaksınız.”, “PKK’yı terör örgütü olarak görmüyoruz.”, “29 Mart seçimlerinde ‘Kürdistan’ın sınırlarını belirledik.” , “Valiyi buradan alınız. Güvenliği sorun olur.”, “Başbakan Van’a gelmesin.”, “Sırtımızı Cudi’ye dayadık.”
Korucu demek o köyde o mezrada Al Bayrağın dalgalanması demektir.
Korucu demek örgüt mensubu eli kanlı teröristlerin o köye o mezraya rahatça girip erzak, lojistik destek almaması demektir.
Koruculuğun kaldırılması ise örgüt mensuplarının bölgede fink atması demektir.
Bir köy devlete müzahir ise, korucu köyü ise örgütün alanının daraldığı yer demektir.
Korucu köyü demek dağdaki gezen itin gırtlağının sıkıldı yer demektir.
Neymiş efendim korucular şuça bulaşmış mış mışta mışmış... Bak sen. Peki 1500’ün üzerinde bu korucu camiası vatan uğruna şehadet şerbeti içmiş şehit düşmüş nasıl olacak. Bugün 70.000’e yakın geçici ve gönüllü köy korucusu var. Geçici köy korucuları maaş alır gönüllü köy korucuları sadece devletin silahını. Gönüllü olarak mücadele verirler. Köylerinde al bayrağın dalgalanması için mücadele verirler. Herkes uykudayken bu korucular yol devriyesi atar, mayın ve tuzaklamalara karşı kontrol ederler. Arazide Mehmetçiğe yol gösterir klavuz olurlar.
Bugünlerde DTP’nin ağzıyla konuşup Koruculuğun kaldırılması yönünde manşet atanlar gitsinlerde önce o bölgeyi görsünler. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e de seslenmek istiyorum. Koruculuk kaldırılabilir diyen Cemil Çiçek sen Başbakan Yardımcısısın sen git önce memleketin Yozgat’a ne yaptın onları anlat. Siz gidin eli kanlı örgüt bu güne kadar kimlerin kucağına oturarak beslendi onların izahını yapın. Terörü durdurun akan kanlara akan gözyaşlarına merhem olun.
Vatani görevini Güneydoğu’da yapmış biri olarak söylüyorum bunları. Korucularla aynı sofrada yemek yemişliğimiz, o insanlarla hasbihal etmişliğimiz var, yaptıkları mücadeleyi görmüşlüğümüz vardır. Korucu demek bulundukları köyde bayrak demektir.
Gerisi Hikaye...
Sezer YOZGAT

