19 Mayıs ve Pontus Meselesi

Dikkat, yeni bir pencerede aç. e-Posta

pontus

Bugün Ata’mızın bağımsızlık ateşini yaktığı gün 19 Mayıs. Bundan tam 90 yıl önce Ata’mızın önderliğinde asil milletimiz, düşmanlara Türk’ün vatanına göz dikmenin sonuçlarını göstermişlerdir. Lâkin halen daha bundan yeterli dersi çıkaramamış müptezeller var. Özellikle bu günün palazlandırdığı şuurla haddini bildirdiğimiz Yunanistan, adeta kuyruk acısını dindirmek ve Türk’e olan düşmanlığını göstermek için bu günü sözde “Pontus Soykırımı Günü” ilan etmiştir.

Bugünün büyüklüğünü gölgelemek ve Türkiye’den “Megali İdea” hayalleri doğrultusunda toprak kazanmak için uydurulmuş bir yalan olan “Pontus Soykırımı” meselesi, “Ermeni Soykırımı” yalanı gibi kamuoyunda pek bilinmemektedir. Eğer bir an önce önlem alınmazsa ileride aynen Ermeni yalanları gibi başımızı ağrıtacağı belli olan bu konuyu asil milletimize hatırlatmak gereğini duymaktayım.

Pontus Meselesi, Tanzimat’ın gayrimüslimlerle ilgili hükümlerinden faydanılarak ortaya atılmıştır. Pontusculuk 19. yüzyılın sonlarında özellikle İngiltere, Fransa, Rusya ve ABD tarafından zaman zaman destek bulan, Yunan Megali İdea’sının bir uzantısı olarak Doğu Karadeniz kıyılarında kurulması planlanan bir devletin doğuşunu hazırlamak için başvurulan her türlü faaliyet olarak tanımlanmaktadır.

Pontus Meselesi’ni ülkeler farklı açılarından desteklemişlerdir. Bazı ülkeler (Batı) bu meseleyi Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için kullanmıştır. Yunanistan ise bu meseleyi sahiplenerek, kendisini de Pontus’un mirasçısı addedip Megali İdea hayalinin bir parçası haline getirmiştir.

Pontus Meselesi’nin içinde yatan düşünce, Doğu Karadeniz’de kurulmak istenen ülkedir. Bu ülkenin sınırlarını bile belirleyen güruhların çıkardıkları Patris Rum Gazetesi’nde yayınlanan haritaya göre: Trabzon, Giresun, Ordu, Sinop, Gümüşhane, Şebinkarahisar, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat gibi yerlerin tamamı, Erzurum’un İspir kazası, Erzincan’ın Refahiye ve Kuruçay kazaları, Sivas’ın bazı kazaları ve Samsun vilâyetini de içine alan 70.000 km2 olarak belirlenen ülkedir.

Pontus Meselesi’nin başlangıcı Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan Savaşı sırasında seferberlik ilan etmesi ve burada yaşayan Rumlar’ın bu seferberliğe uymayıp silah altına girmemeleridir. Orduya girmeyen Rumlar, Pontus çeteleri kurarak savaş halinde bulunan orduyu hem güçsüz duruma düşürmüş hem de Müslüman-Türk ahaliye saldırmaya başlamıştır. Balkan Savaşı’ndan sonra I. Dünya Savaşı’na giren Osmanlı’ya karşı bu çeteler, düşmanlara yardım etmiş ve Müslüman-Türk ahaliye saldırmaya devam etmiştir. Bu davranışlar Kurtuluş Savaşı sırasında da aynen devam etmiş ve bu çeteler Yunanlar’a casusluk etmiştir.

Bu çetelere karşı en büyük mücadeleyi Topal Osman Ağa verir. Atatürk ile görüşen Topal Osman Ağa, Atatürk’ün emriyle Giresun Müdafa-i Milliye’yi kurarak gönüllü askerleriyle bu çeteleri yenilgiye uğratır. Neticede Rumlar’ın Doğu Karadeniz’de ülke kurma sevdasıyla başladıkları serüveni Topal Osman Ağa ve askerleri yok etmişlerdir.

Lâkin Türkler’in haklı mücadelesine soykırım yaftası vurmaya çalışan Yunanistan, kendi idealleri için “Türkler, Pontus soykırımı yapmıştır” safsatasını ortaya çıkartıp, yaymaya çalışmaktadır. Bu safsatayı yaymak için yüzlerce dernek kurmuşlardır. 19 Mayıs 1919 tarihini soykırım tarihi olarak addedip, 19 Mayıs gününü sözde “Pontus Soykırımı Günü” olarak kabul etmiş ve aynı günü Kıbrıs işgalci yönetimi olarak Güney Kıbrıs’ta kabul edip sözde soykırıma anıtlar dikmişlerdir.

Sözde Ermeni soykırımı yalanı gibi bu sözde Pontus soykırımı yalanı da Türkler’i, soykırımcı bir millet olarak tanıtmak ve Türkiye’den toprak kazanıp, bölmek için tezgâhlanan bir oyundur.

Bu oyuna karşı en büyük mücadeleyi veren Giresun Müdafa-i Milliye Reisi Topal Osman Ağa, Pontus çetesinin karargâhında çete elemanlarına hadlerini bildirdikten sonra duvara yazdığı yazıda: “Rum Pontuslular! Vatana ihanet edenler ve Türk ahaliye eziyet çektirenler, yerlerde gördükleriniz gibi tepelenecektir.” demişti. İşte bizim hedefimizde bu olmalıdır. Zira Topal Osman Ağa’nın mücadele yılları olan Kurtuluş Savaşı yılları kadar vahim hallere düşürülmeye çalışılmaktayız ama eminim ki Kuvva-i Milliye ruhunu taşıyan nesiller bunun da üstesinden ziyadesiyle geleceklerdir.

Abdullah Karahisarlı