Bulgaristan Türkleri'nin Tehciri
Abdullah Karahisarlı tarafından yazıldı. Pazartesi, 01 Haziran 2009 22:05

Bizim tarihten bîhaber olan aydın müsveddelerimiz ile yöneticilerimiz, hiçbir zaman olmamış hadiseler için Ermeni'den, Rum'dan özür dileyip, kendi devletini "faşist" diye yaftalarken; medya tarafından dünyaya duyurulan ve halen tanıkları yaşayan (aleyhimize olan) hadiseler için bizden ne özür dileyen ne de kendi devletini suçlayanlar var.
Bizim aleyhimize olan bu hadiselerden biri de, Bulgaristan Türkleri'nin 1989 yılında zorunlu göçe tâbi tutulmasıdır.
Aslında Bulgaristan Türkleri'nin 1989 yılındaki göçü ilk değildir. Türkler; 93 Harbi'nde 1.2 milyon kişi (260 bin kişi de şehit olmuştur), Balkan Savaşı'nda 440 bin kişi ve Komünizm Dönemi yılları olan 1950'de 154 bin kişi, 1968'de 120 bin kişi ve 1989'da 340 bin kişi olmak üzere beş kez zorunlu göçe tâbi tutulmuşlardır.
2 Haziran 1989 tarihinde başlayan zorunlu göçe gelinceye kadar Türkler türlü cefalar çekmişlerdir. 1956'da Bulgar Komünist Partisi'nin genel başkanlığına gelen Todor Jivkov, "Bulgar Ulusu" yaratmak için Türkleri asimile etme poltikası gütmüştür. Asimilasyon politikası, Türk okullarını devletleştirmekle ve buralarda okutulan Türkçe derslerini kaldırmakla başlamış, 1984'de Türklerin isimleri Bulgarca'ya dönüştürülmüş, Türkçe konuşmak yasaklanmış, Türklükle ilgili belgeler imha edilmiş, Camiler kapatılarak ibadet etmek yasaklanmış (sünnet de dahil), Müslüman-Türk mezarları tahrip edilmiş, Türklerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde yatırımlar engellenmiş ve bu süreç nihayetinde sürgünle neticelenmiştir.
2 Haziran akşamı televizyonda Todor Jivkov, Türkiye'den sınır kapısını açmasını istemiş ve 2 Haziran-22 Ağustos gibi kısa bir sürede 340 bin Türk, Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç ettirilmiştir.
1990 yılında Komünist rejimin yıkılmasından sonra 150 bin civarında Türk, Bulgaristan'a geri dönmüştür. Haklar ve Özgürlükler Hareketi'ni kurarak gasp edilen haklarını geri almışlardır. Şu an 7.9 milyon nüfusa sahip Bulgaristan'ın %20'ni Türkler oluşturmaktadırlar.
Şer odakları tarafından, 1915 yılında yaşanmış Ermeni tehciri (haklı olduğumuz halde) bir 'soykırım' olarak adlandırılırken, 20 yıl önce yaşanmış olan bu tehcir hiçbir zaman dikkate alınmamıştır. Bizi 'soykırım'la suçlayan zevata sormak lâzım; Türklerin isimlerini Bulgarca'ya dönüştürmek, Türkçe derslerini, Türkçe konuşmayı, ibadet etmeyi yasaklamak bir kültürel soykırım ve Müslüman-Türk mezarlarını tahrip etmek, Türklerin yaşadıkları yerlerde yatırımları engellemek ve asimilasyona karşı gelenleri öldürmek bir fizikî soykırım değil de nedir?
Batı Tarkya'dan Doğu Türkistan'a kadar türlü asimilasyon politikalarıyla yok edilmeye çalışılan Türkler, karakterlerinde olan bağımsızlık duygusuyla eminim ki varlıklarını koruyup, bağımsızlıklarını kazanarak, ebediyete kadar hür yaşayacaklardır. Türklüğün altın çağı olacak olan 21. yüzyıl da bunların gerçekleşeceğine bütün benliğimle inanıyorum.
Abdullah Karahisarlı

