Dönenler Hacı Kafilesi Değil
Gök-Türkler.Net tarafından yazıldı. Çarşamba, 21 Ekim 2009 12:39

PKK'lıların gelişi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, şunları söyledi: "Sözde marşlarla, sevinç çığlıklarıyla yapılanlar AKP'nin esiridir. Alkışlarla karşılananlar Mekke'den dö
nen hacı kafilesi değildir. Ya da alın terleriyle ekmeklerini kazanmak için gittikleri gurbetten kesin dönüş yapan gurbetçilerde değildir. Milletini yabancı coğrafyalarda gururla temsil eden Mehmetçikler de değildir."
"Bunlar elinde bebeklerin, anaların, kadınların, şehitlerin kanı olan, silahlarına masum binlerce insanın kanı bulaşmış hain teröristlerdir.
Hükümetin açılım adını verdiği rezalete hala kulak verenlere soruyorum. Son ihanet tablosunda silahı kimin bıraktığını anlayanınız var mıdır?
Dün yaptıkları katliamları yarın yapmayacaklarına dair bir işaret var mıdır?"
"PKK Türkiye'ye değil, AKP PKK'ya teslim olmuştur, durum bundan ibarettir. Yıllardır AKP'yle birlikte sayısız illete şahit olmuş bu millet, " açılım'adı altında yürütülen milli haysiyeti düştüğü seviyeyi de görmek zorunda kalmıştır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollerin keyfiyetinin AKP'ye ait olduğunu
belirterek, bu protokollerin Türk milletinin tamamının iradesini ve duygularını yansıtmadığını vurguladı.
Bahçeli, partisinin Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, geçen hafta yaşamını yitiren gazeteci yazar Ergun Göze'ye Allah'tan rahmet, basın camiasına, düşünce dünyasına ve dava arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diledi.
İsviçre'de protokollere imza atılmasına kadar gidilen süreçte, Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerindeki düşüncelerini anımsatan Bahçeli, ülkeler arasında kalıcı dostlukların olamayacağı gibi kalıcı düşmanlıkların da olamayacağını, devletler arasındaki münasebetlerin mütekabiliyete uygun olması gerektiğini, kurulan bir ilişkinin, kurulmuş başka bir ilişkiyi bozmasından mutlaka kaçınılmasını, atılan adımlarda Türkiye'nin kalıcı çıkarlarına ve milli haysiyetine dikkat edilmesini, görüşme ve ilişkilerin küresel dayatma ve ipoteklere bağlanmaması gerektiğini kaydetti.
Ermenistan'ın Ermeni soykırım iddialarından geri adım atacaklarına dair en küçük bir işaret henüz alınmadığını ifade eden Bahçeli, protokollerin Mecliste onaylanması için baskıların geleceğine dair güçlü emareler görüldüğünü söyledi.
AZERBAYCAN KÜSTÜRÜLDÜ
"Ermenistan'ı kazanmak uğruna Azerbaycan'ı kaybetmeyi göze alan AKP zihniyeti, bu kardeş ülke ile olan ilişkilerimizi çok tehlikeli bir yola sokmuştur" diyen Bahçeli, Türkiye-Ermenistan futbol müsabakasında, Azerbaycan bayrağının yasaklanması nedeniyle de tepkilerin had safhaya ulaştığını kaydetti.
Bakü'deki Hıyaban Türk Şehitliğinden Türk bayraklarının kaldırıldığına dair haberlerin Anadolu Türklüğünü derinden üzdüğünü ve incittiğini ifade eden Bahçeli, Azerbaycanlılar'a hitaben şunları söyledi:
"Hükümetin Ermenistan'la yakınlaşmasındaki üslup, seviye ve yöntem hepimizi olduğu gibi sizleri de öfkelendirmiş olabilir. Bu konuda yapacağınız eleştirilerin ve göstereceğiniz tepkilerin, mensubu olduğumuz Türk Milletinin mukaddesatına saygıyı esas alması şarttır.
Üstelik bu tür bir tepki şekli ve milli hassasiyetleri aşan itici tavır iki kardeşin arasını açmak isteyenlerin de ekmeğine yağ sürecektir. Türkiye'nin Ermenistan'la imzaladığı protokollerin keyfiyeti, bugün iktidarı elinde tutan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne aittir. Türk milletinin tamamının iradesini ve duygularını yansıtmaz.
Türkiye ve Türk kamuoyu, AKP zihniyeti ve kadrolarından ibaret değildir.
Bu hükümet ve ilkesiz kadrolar bugün belki vardır, ama yarın olmayacaktır. Onların yapacakları yanlışlar, milletimizin gelecekteki ilişkilerini ve dostluğunu bozmamalıdır. Türk milleti, eşsiz sağduyusu ile Azerbaycan Türklüğünün yanındadır.
AKP'NİN YAPTIĞI HATA
Karabağ meselesini savunmuş, Azerbaycan bayrağını bağrına basmış ve dalgalandırtmıştır. Bu itibarla, ecdadımızın yadigarı olan al bayrağımızın hatıralarına saygı gösterilmesi hepimizin dileği ve mecburiyetidir. O ay yıldızları şehitliğe diken AKP zihniyeti değildir ki, AKP'nin yaptığı hata, düştüğü zillet, ay yıldızımıza mal edilsin ve bir nezaketsizliğin vasıtası olsun.
Bu konuda yaşanan haklı öfkenin, diplomatik alana yöneleceğine, bizleri 'bir millet'yapan değerleri incitmekten uzak durulacağına inanıyorum." Şehitlikte 91 yıl önce Azerbaycan'ın bağımsızlığı için savaşan Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusunun, Hocalı'da 1918'de, Karabağ'da 1990'da katledilen Azerbaycan Türkleri'nin şehitlerinin bulunduğunu kaydeden Bahçeli, Azerbaycan Türklüğünden ve başta Cumhurbaşkanı İlham Aliyev olmak üzere bütün siyasi partilerden ve yetkililerden bu hatayı telafi etmelerini beklediğini söyledi.
"TÜRKEŞ BEY'İN FİKİRLERİNE SIĞINMIŞ OLMASI..."
Hükümetin Ermenistan'la ilişkileri normalleştirme adı altında giriştiği yol ve yöntemin "sakat bir anlayışa, çürük bir zemine ve küresel dayatmalara" dayandığını ileri süren Bahçeli, girişimleri inandırıcı bulmayan kamuoyunun süreci sorgulamaya başladığını ifade etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, MHP'nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in 1993 yılında Ermenistan ile ilişkilerin kurulması için yaptığı girişimleri hatırlattığına değinen Bahçeli, Türkeş'in bu girişimlerinin Azerbaycan topraklarının işgalinin durdurulması, esir alınan Azeriler'in serbest bırakılması amacına yönelik olduğunu bildirdi.
Bahçeli, "Başbakan Erdoğan'ın girdiği yanlış yolda ve teslimiyet sürecinde içine düştüğü çaresizliği kapatmak amacıyla Merhum Türkeş Bey'in fikirlerine sığınmış olması ve onu örnek alması hepimiz için umut verici olmuştur.
Bu yolla, milli meselelerde girdiği yanlışları bir nebze olsun fark ederek, gerçek bir devlet adamının onurlu ve muhteşem mücadelesini takip etme ve ders alma imkanı bulabilir. Madem ki Ermenistan'la münasebetlerde Türkeş Bey'in yaptıklarını rehber edinme arzusu uyanmıştır, biz Başbakan Erdoğan'a hidayete erme noktasında merhum liderimizin millet, milliyetçilik, siyasi ahlak, mücadele, onurlu duruş ve Türklük konularında da takipçisi olmasını temenni ediyoruz" diye konuştu.
Devlet Bahçeli, Alparslan Türkeş'in 12 Aralık 1994 tarihinde TBMM'de yaptığı konuşmasında "Burası Türkiye'dir; bu kutsal vatanın adı, köyümüz, bölgemiz ne olursa olsun, Türkiye'dir. Türkiye'de yaşayan herkesin, ailesi, sülalesi, aşireti, kabilesi, etnik kökeni ne olursa olsun, müşterek adı Türk'tür" dediğini Başbakan Erdoğan'a anımsattı.
"KÖKLERİ OSMANLI İMPARATORLUĞUNA DAYANMASINA RAĞMEN"
Bahçeli, yıllardan beri terörü ve terör örgütünü, yalnızca kanlı eylemlerinden ibaret bir suç ve cinayet şebekesi gibi görmekten uzak bir anlayışla, daha yukarıdan yorumlama ve değerlendirme çabası içinde olduklarını vurguladı. Terörizmin uluslararası karanlık oyunların çok etkili bir vasıtası olduğuna dikkati çeken Bahçeli, terör eylemlerinin de muhasım ülkeleri istenilen kıvama getirmek için kullanılan stratejik senaryoların kirli yüzü olduğunun herkes tarafından bilindiğini söyledi.
"Yaklaşık 25 yıldır kanlı eylemleri ile ülkemizin ilk gündemi haline gelen PKK terörünün bir sonuç değil, bir vasıta; bir amaç değil, araç olduğu bilinmektedir" diyen Bahçeli, kurulduğu ilk yıllardan itibaren PKK'yı, Türkiye üzerinde emelleri olan her devletin kullandığını, uluslararası ve hatta uluslar üstü bir baskı ve pazarlık vasıtası olarak şiddete ve teröre başvurduğunun ortada olduğunu söyledi.
Millet varlığına kasteden PKK terörüyle mücadele ve teröristlerin imhasının, yıllardır en üst seviyede ve büyük bir fedakarlıkla sürdürüldüğünü anımsatan Bahçeli, terörle mücadelede çok sayıda şehit verildiğini, başka sahalara ayrılması gereken maddi imkanların terörle mücadeleye ayrıldığını kaydetti.
TERÖRÜN KÜRESEL AKTÖRLERİ
Yıllardır süren eylemlerin arkasındaki stratejik nedenleri, küresel aktörleri, yerli işbirlikçilerini, tarihsel köklerini ve emellerini dikkate almadan yapılacak analizlerin doğru olmayacağına dikkati çeken Bahçeli, şunları söyledi: "PKK terörünü, silahsız bölücülükten; bölücü faaliyetleri de bölgemizdeki küresel projelerden bağımsız düşünmek ve birbirinin içinden çıktığını görmeden tek tek ele almak hepimizi yanlış sonuçlara ve elbette ki yanlış sebeplere götürecektir. Aslında kökleri Osmanlı İmparatorluğuna kadar dayanmasına rağmen, bugünkü haliyle 1984 yılında ortaya çıkan bölücülüğün silahlı boyutu olan PKK terör örgütünün, yıllar içinde aldığı boyut ve şekil terörizmi Türkiye'mizi de içine alan bir projenin parçası haline getirmiştir.
Yalnızca son 20 yılın Irak coğrafyasındaki gelişmelerine baktığınızda PKK terörünün arkasında Türkiye üzerinde hesabı olanların tamamının isimlerini görmek ve arka planda yer alan ülkeleri bulmak mümkündür. Ne var ki Türkiye, PKK'nın ve bölücülüğün arkasındaki küresel aktörleri bilmesine ve görmesine rağmen sadece sızlanmakla yetinmiştir. Milli güvenliği bu derece etkileyen bir meselede örgüte verilen gizli veya açık desteği muhataplarının yüzüne çarpmaktan kaçınmıştır. Bu çaresizlik ve acziyet, tarihi Şark Meselesi dediğimiz emellerin peşindeki küresel aktörler tarafından, bölücülük ve silahlı uzantılarını çok maksatlı ve çok destekli bir uluslararası yıkım enstrümanı olarak kullanılmasının da önünü açmıştır."
Bahçeli, istihbarat arşivlerinde, PKK ile Avrupa, PKK ile ABD arasındaki ilişkileri doğrulayacak belgelerin bulunduğunu belirterek, Türkiye'nin yıllarca bu ilişkileri görmezden geldiğini söyledi.
"KIRMIZI ÇİZGİLER TAMAMEN SİLİNMİŞTİR"
Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kuzey Irak'taki fiili Kürt devletine giden süreç incelendiğinde,
Türkiye'deki bölücülüğün kazandığı mevziler değerlendirildiğinde, AKP hükümetinin içine düştüğü sarmal doğru okunduğunda, Başbakanın Büyük Orta Doğu Yıkım Projesinin eşbaşkanlığı analiz edildiğinde, bu son gelişmelerin Türkiye'yi milleti ve devleti ile tam bir yıkıma sürüklediği anlaşılacaktır. Tam 7 yıldır tek başına iktidar olan AKP, bölücülüğün arkasındaki küresel desteği görmezden gelmenin de ötesinde, yardım ve yataklık edecek kadar stratejik türbülansa girmiş ve gelişmelere tam teslim olmuştur.
Bugün başta Irak'ın Kuzeyi'nde olgunlaşarak ilan edilmeyi bekleyen sözde Kürdistan Devleti olmak üzere, Türkmenler'in ve Kerkük'ün durumu ile Kandil'e göz yumulması gibi adeta savaş nedeni gördüğümüz bütün şartların ortadan kalktığı anlaşılmaktadır, Türkiye'nin çizdiği kırmızı çizgiler bugün tamamen silinmiştir.
Şimdi hükümetin yaptığı, başkalarının çizdiği kırmızı çizgilere ve önleyemediği bölgesel gelişmelere 'sıfır sorun'adı altında boyun eğmekten ibarettir. Türkiye, geride bıraktığımız yıllar içinde süreci yönlendirmekten tamamen uzak kalmış, başa geçirilen çuvalların korkusu hükümeti dayatmalara teslim olmaya itmiştir. Bugün aktif dış politika, sorunsuz ilişkiler, barışçıl gelişmeler adı altında yürütülen teslimiyetin tamamı, Türkiye'nin AKP çaresizliğinin kılıfı ve makyajıdır."
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, terör örgütü üyelerinin teslim olmasını değerlendirdi. Bahçeli, "Sözde açılım" adı verilen sürecin, küresel projeler kapsamında değerlendirilmesi ve yabancı dayatmaların yeni bir şekli olarak yorumlanması gerektiğini iddia etti.
Bahçeli, bugün gelinen nokta, bu senaryonun son sahnesine girildiğini işaret eden çok ciddi gelişmeler olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: "Türkiye silahlı ve silahsız bütün imkanlarını kullanarak, teröristleri ortadan kaldırmak, silahları ile birlikte adalete teslimiyetini sağlamak zorundadır. Ancak, böylesi bir tam teslim almanın hiçbir pazarlığa tabi olmaması, kimsenin ipoteğine bırakılmaması, başkalarının insaf ve iznine tabi olmaması şarttır. Ne var ki dün kortejler halinde ülkemize sınırdan giren üniformalı terör temsilcilerinin; güvenlik kuvvetlerince teslime zorlanmış, teslim olmaya mecbur kalmış çaresiz ve aldatılmış kişiler olduklarını söylemek mümkün değildir."
"SİLAHI KİMİN BIRAKTIĞINI ANLAYANINIZ VAR MI?"
Bahçeli, 1999 yılında da PKK'lı teröristlerin Türkiye'ye dönüş yaptığını, teslim olanların doğruca adalete verilerek, mahkumiyetlerinin sağlandığını belirterek, şöyle devam etti: "Oysa bugün Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Kandil kadrolarıyla girdiği pazarlığın verdiği cüret ve küstahlık, bu rezalette bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır. Kalabalık karşılama komitelerinin çadır kurarak, sözde marşlarla ve sevinç çığlıkları altında yapılanlar AKP zihniyetinin eseri ve sonucudur.
Dikkat buyurunuz, alkışlarla karşılananlar Mekke-i Mükerreme'den dönen hacı kafilesi değildir. Ya da alın terleriyle ekmeklerini kazanmak için gittikleri yabancı ellerden kesin dönüş yapan gurbetçiler değildir. Milletini yabancı coğrafyalarda şerefle temsil etmiş Mehmetçik birlikleri hiç değildir.
Bunlar, elinde bebeklerin, anaların, kadınların, şehitlerin kanı olan, silahlarına, masum binlerce vatandaşımızın kanı bulaşmış hain teröristlerdir.
Teslim olmak için değil de İmralı canisinin talimatıyla Türkiye'ye dönenlere baktığınızda, AKP kadrolarının analarının namı hesabına arkalarından gözyaşı döktükleri 'kandırılmış çocuklara'benzerlikleri var mıdır? Bu yakada Mehmetçik silahı omzunda beklemektedir, öte yakada terörist elinde silahı ile beklemektedir. Hükümetin açılım adı verdiği rezalete hala kulak verenlere soruyorum: Son ihanet tablosunda, silahı kimin bıraktığını anlayanınız var mıdır?
Gelenlerde bir teslimiyet ve pişmanlık, bir suçluluk duygusu ve milletten utanma ve mahcubiyet var mıdır? Dün yaptıkları katliamları yarın yapmayacaklarına dair bir terbiye hali, ıslah işareti var mıdır? Bu alçaklık tablosu, Başbakan Erdoğan'ın eseri ve sözde açılımın tipik sonucudur. Hazmettirilmek istenen seri alçaklıkların birincisi budur. Bu, PKK'nın teslim alınmasını değil, AKP;nin ülkemiz sınırlarında teslim alındığını gösteren tarihi bir rezalet, ihanet ve melanet tablosudur. PKK Türkiye'ye değil, AKP PKK'ya teslim olmuştur. Durum bundan ibarettir. Yıllardır özellikle AKP ile birlikte sayısız zillete şahit olmuş bu millet, ne üzücüdür ki 'açılım'adı altında yürütülen pazarlıkların geldiği noktayı, milli haysiyetin düştüğü seviyesizliği de görmek durumunda kalmıştır."
"GELİŞMELER BİZİM İÇİN SÜRPRİZ DEĞİL"
MHP Lideri Bahçeli, gelişmelerin kendileri için sürpriz olmadığını, AK Parti'yi tanıyanlar için bu gelişmenin beklenen bir son olduğunu ve işaretlerinin de 2 yıl önce alındığını ileri sürdü.
Bahçeli, 21 Ekim 2007'de Dağlıca karakoluna yapılan saldırının ardından Irak'a kaçırılan 8 Mehmetçiğin, 4 Kasım 2007 tarihinde geri alınmasına katkıda bulunanların oluşturduğu sevk zincirinin hatırlanmasını isteyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kandil kadroları, Barzani çeteleri, Irak istihbaratı, Amerikalı general ve subaylar, Türkiye'den bölücü refakatçiler ve AKP'den teslimat memurları hazır bulunmuşlardı. Hepinizin bildiği gibi bunlar yıllarca 'bulmak imkansız'diyerek Kandil'e gitmekten ısrarla kaçınmışlardı.
İşte ABD, Barzani ve AKP'nin sözde bir türlü bulamadığı teröristlerin öncü kafilesi ortaya çıkmıştır. Açılım sevdalısı Başbakanları ile kucaklaşmak için gün saymaktadırlar. Elbette terör son bulmalı, şiddet ortadan kalkmalı, vatandaşımız huzur ve emniyet bulmalıdır. Bunun aksini savunmak ve söylemek mümkün değildir.
Ancak eline silah alarak ülkemizi bölmek için dağa çıkmış teröristlerin bütün taleplerini, silahsız çözecekleri ortam oluşturarak onlara kucak açmak dünyada görülmemiş bir uygulamadır. Böylesi bir mantık garabeti ile ne Çanakkale savunulabilirdi, ne de Milli Mücadele yapılabilirdi."
"29 EKİM'DE ABD'DE BAŞ AKTÖRLE BULUŞACAK"
Bahçeli, gelişmelerin, 25 yıldır Türkiye'ye musallat olan terör örgütünün görevinin tamamlandığını, silahlı bölücülüğün silahsız olana devir teslim yaptığını gösterdiğini söyledi. "PKK'nın ve uzantılarının bütün tasavvurları artık AKP tarafından temsil edilmektedir" iddiasında bulunan Bahçeli, şu görüşleri savundu:
"PKK'nın teröre başvurarak, isteklerini dayatmasına gerek duyacağı şart ve ortam kalmamıştır. Bütün istekleri Başbakan tarafından dile getirilmektedir. Bugün gelinen aşamada Türkiye'nin bölünmesi için PKK'ya ihtiyaç kalmamıştır.
Başbakan bu projeyi gönüllü olarak okyanus ötesinden teslim almıştır. Ayrıntıları görüşmek üzere de 29 Ekim'de baş aktörle buluşacaktır. AKP zihniyeti ve Başbakan Erdoğan, Kandil kadrolarının geride kalmış bütün niyetlerini siyaset zemini içinde çözmeyi kafasına koymuş ve bölücülüğün yeni liderliğine soyunmuştur. Ve bu konuda İmralı canisi ile rekabet ve iş birliği başlatmıştır. Bu itibarla, Kandil gezisinden dönen eli kanlı teröristleri kucaklama ve affetme görevi Başbakan Erdoğan'a düşmektedir.
Başbakan'ın sebeplendiği bu yıkım projesi, İmralı canisinin terör örgütünün Kandil'deki kadrolarının, etnik bölücü mihrakların Barzani ve Talabani'nin etrafında kenetlendiği Türkiye'ye kefen biçme projesidir."
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın hesabının; teröristlere örtülü siyasi af çıkarma, Türkiye'de etnik bölücülerin etnik kimlik ve dil eksenindeki taleplerini karşılayacak bir siyasi çözüm süreci başlatma, bu süreçte askeri operasyonları asgari düzeyde tutma ve PKK teröristleri bu yolla dağdan indirmek olduğunu ileri sürdü.
Devlet Bahçeli, "Bu aşamalarla, Türkiye, çok yakında yaşayacağı daha vahim gelişmelerle Başbakanın ve AKP'nin foyasını görecek; kendisine huzur, esenlik, refah ve onur kazandırsın diyerek, bu zihniyete verdiği desteğin pişmanlığını duyacaktır. Ve tarihimizde göremeyeceğimiz bu alçalmanın adresi AKP, mihrakı işbirlikçiler, odağı ise Başbakan Erdoğan olacaktır" diye konuştu.
AB İLERLEME RAPORU
Konuşmasında AB İlerleme Raporu'na da değinen Bahçeli, "ABD'ye yapacağı son gezide 'Kürt açılımını'görücüye çıkararak, bu konuda tekmil verecek olan Başbakan'ın, AB'nin bu yol haritasını da aşamalı olarak hayata geçirmek suretiyle Avrupalı kimliğini ispat etmesi beklenmelidir" dedi.
2010 BÜTÇESİ
2010 bütçesini de değerlendiren Bahçeli, konuşmasında şunları kaydetti: "Hazırlanan 2010 Merkezi Yönetim Bütçesi'nin bu haliyle; sosyal yönü olmayan, kamu görevlilerini gözetmeyen, insanımızın sorunların altında ezileceğini adeta tescil eden içeriğe sahip olduğu anlaşılmıştır. Kaldı ki kamu çalışanlarına yönelik önümüzdeki bir yıllık sürede yüzde 5'lik zam yapılmasının açıklanması, kamu görevlileri için yine değişen bir şey olmayacağını göstermiştir.
Akaryakıttan doğalgaza kadar yapılan zamlar, sağlıklı beslenebilmek için gerekli olan et fiyatlarındaki son günlerdeki artışlar; kiradan, ulaşıma, haberleşmeden giyim eşyalarına kadar birçok mal ve hizmetteki pahalılık, kamu çalışanlarının maaşlarındaki komik artışın bir manasının olmayacağını bariz olarak ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, maliye politikası hedefleri arasında yer alan, kamu açıklarının tedrici olarak makul seviyelere çekilmesi hedefinin ise yeni bir aldatmacadan başka bir anlamı bulunmamaktadır.
MHP; ekmekle soğanı katık yapan, bir tas çorbaya şükreden, cebinde olmadığı zaman hayır dileyen, olduğu zaman şımarmayan, siftahı müşteriden, bereketi Allah'tan bekleyen, mütedeyyin, sabırlı, kanaatkar insanımızın daha fazla istismar edilmesine asla rıza göstermeyecektir."

