Onlar Kabuk Öz Menem...

Süleyman Özmen
Öz menem! ...

Öz menem! ...
Onlar kabuk...öz menem! ..
Sen yelde savrulan kül..
Yüreklerde köz menem! ..
Ülkü uğruna şehid
Men Süleyman Özmen' em! ..

 

   Altmışlı yılların son yarısında Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ’in Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılması ve daha sonra da başına gelmesiyle birlikte üniversitelerde Ülkü Ocağı Teşkilatları filizlenmişti. Üniversitelerde vatanını, milletini ve bayrağını her şeyin üstünde tutan genç fidanların sayısının her geçen gün artmasıyla birlikte  Ülkücü gençlere yönelik saldırılar başlamıştır. 1968 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Ruhi KILIÇKIRAN ile Ülkücü Şehitler kervanı yola koyuluyordu.

   Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nda eli kanlı Moskof’un  komünist militanları tarafından 72 saat boyunca mahsur bırakılan, aç susuz bekleyen Ülküdaşlarına yiyecek bir şeyler götürüp arkadaşlarına yardımcı olmak için Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencilerinden Süleyman ÖZMEN çırpınıyordu. Sabaha karşı Okulun bahçesine girdiğinde kızıl kurşunlar üzerine yönelmişti, Süleyman ÖZMEN’in. Beynini başka kültürün şartlarına bırakanlar bir Türk evladına kıyıyorlardı. Bir yandan okulun dış kapısını kapatan kalabalık komünist gurup,  ambulansın içeri girip yaralının okuldan  çıkarılmasına bile tahammül edemiyorlardı. Ve bir Zileli Ülkücü koşarak kucaklıyordu arkadaşı Süleyman ÖZMEN’i. O okulun bahçesinden Süleyman ÖZMEN’i sırtına alıp dışarıya taşıyarak götürende O’nun gibi Ülkücü Hareketin şehitler kervanındaki isimlerden Dursun ÖNKUZU idi.

Omuriliğe saplanan Moskof’un kızıl kurşunu Süleyman ÖZMEN’in vücudunda çok büyük hasara yol açmıştı. Ankara Numune Hastanesi’nde verdiği yaşam mücadelesini şehadet şerbetiyle sonlandırıyordu.

   Yürekler yanıktı. Ülkücüler bir ülküdaşının şahadetine şahitlik ediyordu.

   Yer sarsıntısı gibiydi Ülkücülerin yaşadığı…

   Ankara Numune Hastanesi’nden alınan naaş ülküdaşlarının omuzlarında Hacı Bayram Camii’ne getirildi. Burada kılınan cenaze namazından sonra defnedilmek üzere İstanbul’a yola çıkarılıyordu. 25 Mart 1970 günü cenaze İstanbul’a getiriliyordu. Bir gün sonra ülküdaşlarının omuzlarında Beyazıt Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra İstanbul’un manevi Fatihi olan  Peygamberimiz Hz.Muhammed (sav) Efendimizin hicretinde evinde misafir eden ve İslamın Sancaktarlığını yapmış olan Ebu Eyyub El Ensari Hazretleri’nin ebedgahı olan Eyüp Sultan Camii ve Türbesi’nin hemen yanındaki Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnediliyordu. O Ülkücü Şehit ki İslamın Sancaktarlığını yapmış Eyüp Sultan Hazretleri’nin komşusu oluyordu. 

   O Süleyman ÖZMEN ki…

   Kimileri gibi ne nemelazımcılığı ne eyyamcılığı seçmişti ne günü birlik bir hayat ne de başka ülkenin palikaryası olma yolunda ilerleyenlerle olmuştu.

   O ki;  okuluna giderken anasından babasından helallik alıp, vatanına bayrağına hayırlı evlat ol oğul! diyerek uğurlanmıştı.

   Arkasından destanlar yazılmıştı.

   Üzerinden geçen otuz sekiz yıla rağmen acısı yüreğimizde hala hissedilmektedir.

   Şehidimizin anası Emine Ana 1979 yılında Eski Malatya Ülkü Ocakları Başkanı Mürsel KARATAŞ’ın şehadetinde şehidimize sarılıyor, ben ikinci evladımı da şehit verdim diyordu.

   Bir Ülküdaşımız Şehidimiz Süleyman ÖZMEN’in babasıyla ilgili şu anısını anlatıyor:

1973 seçimleri öncesiydi. MHP seçimlere hazırlanıyordu. Yüreği, fikri, bileği güçlü on binlerce gence sahip Ülkücü Hareket’te cep delik cepken delikti. Yusuf İmamoğlu İstanbul Edebiyat Fakültesi’nin önünde bir sabah pusu kurularak şehit edilmişti. Cebinden çıkan bütün parası sadece 35 kuruştu. Otopsi raporunda iki gündür bir şey yemediği, midesinin boş olduğu yazılıydı. Şehit olduğu gün de bir simit alacak parası olmadığı için, okuluna aç gidiyordu.

   Gerçek ülkücülerin parayla arası ne zaman iyi oldu ki? İşte bir seçim daha gelip çatmıştı ama yine MHP’nin kasası tamtakırdı. arkadaşlarıyla oturmuş, eller şakaklarda: ÇARE arıyorlardı. İçlerinden bir arkadaşı

-Kanlarımızı satacağız, deyince hepsi hayretle gözlerini başkanlarına çevirdi.

-Kızılayla görüşelim.

   Onlar ne ihale komisyonculuğunu, ne kara para mafyacılığını, ne haraççılığı ne de temsil ettikleri güçlü makamların üzerinden maddi çıkar sağlamayı düşünemezlerdi. Çünkü iman ettikleri davaları böyle kirli düşünceleri akıllarından bile geçirmelerine izin vermezdi. Güçleri ancak kanlarına yetiyordu. O KANI gerektiğinde akıtırlar, bazen de teşkilatlarının ihtiyacı için Kızılay’a satarlardı.Kızılayla görüşüldü, anlaşıldı. Her ülkücü makbuz karşılığı kanlarını Kızılaya verecekler, makbuzları teşkilatlarına getireceklerdi. Kızılay Kan Merkezleri önünde uzun Ülkücü Kuyrukları oluştu KAN VERMEK İÇİN. Şevkle, heyecanla kanlarını verdiler. Makbuzlarını teşkilatlarına getirip teslim ettiler. 14 Ekim 1973 seçimleri öncesi toplanan kan bedelleri bir milyon lirayı aştı. Bir gün kan verenlerin kuyruğunda aksakal bir ihtiyarı sıra beklerken gördüler. Tanıdılar, yanına geldiler.

-Amcacığım,senin burada ne işin var?

-Kan vermeye geldim.

-Ama?...

-Ne aması ben kan veremez miyim?

-Ama amca…

-Ne oldu? Benim oğlum ülküdaşınız, kardeşiniz bütün kanını bu dava için döküp şehit olmadı mı?

   Onun fedakarlığı yanında ben bir ünite kan vermişim çok mu gördünüz?..

   21 Mart 1970 günü Yüksek Öğretmen Okulu’nda komünistlerce şehit edilen Süleyman Özmenin babasına sarıldıklarında MHP.’nin gelecekteki iktidarının müjdecisi yaşları göz pınarlarından boşalmış, boğazlar düğümlenmişti.

   Şehidimizin anası Emine Ana’dan en son 16 Mart 2008 Pazar günü haber aldık. Ülkücü haber sitelerinde İstanbul Ülkü Ocakları Eski Başkanlarından 21.Dönem MHP İstanbul Milletvekilimiz Rahmetli Mehmet GÜL’ün cenazesindeki cenaze fotoğraflarından birinde gözümüz yaşlı bir teyzeye takıldı. O Ülkücü Şehit Süleyman ÖZMEN’in annesi Emine Ana idi.

   Ülkücü Hareket’in kutup yıldızlarından Ülkücü Şehidimiz Süleyman ÖZMEN’in vefatının 38. yılında tekrar rahmetle anıyoruz. Mekanı Cennet Bahçeleri olsun, Rahat uyusun! Biz Ülkücü Gençliğe emaneti olan Davamızı sonuna kadar yaşatacağız.

   Onlar bize yıldız oldular..

 

   Sezer YOZGAT