Teslimiyetçilik
Gök-Türkler.Net tarafından yazıldı.

Ermenistan ile sınırlarımız açılacakmış; buna dair imzalanan protokole baktığımız zaman sorunların bütün canlılığı ile devam ettiğini ve kapıların açılması ile elimizdeki kozları da verdiğimizi görüyoruz.
Çok değil, bundan birkaç ay evvel yine Türkiye- Ermenisatn sınır kapısının açılması gündeme gelmiş, toplumsal refleksin ve Azerabaycan'ın etkisiyle hükümet geri adım atmış; Başbakan Karabağ sorunu çözülmeden tek bir adım dahi atmayacaklarını belirtmiş, ama anlaşılan o ki, bütün temaslar elaltından sürdürülmüş ve iş bu noktaya taşınmış...
Ermenistan'ın soykırım yalanı, toprak talebi, Karabağ işgali ile ilgili bir milim bile taviz vermediği, vermeyeceği alenen, net bir şekilde başta başbakanları olmak üzere tüm yetkili ağızlarından belirtilirken imzalanan protokole hala Türkiye'nin lehine hükümler içeriyor diyebilen "Türk" yetkililer görmek ise gerçekten vahim bir vaziyet... Bu lehe hükümleri görebilmek için bizim sayın hükümetimiz acaba nasıl bir mercekten mamul gözlük kullanıyor, merak etmemek de kabil-i mümkün değil...
Acziyet ve teslimiyet politikasına ilişkin en doğru yorumu MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli yaptı, Türk dış politikası sıgırlanmış ve bütün saygınlığını yitirmiştir, dedi.
Bahçeli o kadar haklı ki, bakınız ülkenin Devlet Bakanı Çin'e gidiyor ve bir arbedenin içinde kalıyor. Her türlü siyasi ve diplomatik nezaket kuralları bir tarafa bırakılıyor ve bakanın kendisi de dahil heyeti tartaklanıyor, üzerleri aranmak isteniyor...
Bahçeli o kadar haklı ki, bakınız ülkenin SSM Müsteşarı İngiltere'ye Savunma Sanayi Fuarına gidecek, tam 21 büyük Türk firması bu fuara katılmış; müşteşardan vize istemeleri yetmiyormuş gibi bir de vize için parmak izi talep edilebiliniyor...
Bahçeli o kadar haklı ki, bakınız ülkenin TBMM insan hakları komisyonunun Başkanı ve üyeleri ile Fransa'nın Göç, Uyum ve Ulusal Kimlikten Sorumlu Bakanı Eric Besson arasındaki görüşmenin süresi 5 dakika evet sadece beş dakika olarak belirtiliyor... Görüşme bundan tam dört ay önce planlanmış, bu görüşme için heyet kalkıp Fransa'ya gitmiş, ama bizim heyete deniyor ki, süreniz beş dakika...
Bu kadar kepazelik, bu kadar pespayelik acaba bir üst üste gelmiş kötü tesadüflerin eseri midir, yoksa "win win/ kazan-kazan" diye sloganlaştırılan, kumarbaz dış politikanın kayıpları mıdır?
Bir Türk evladı olarak, bu toprakların bir ferdi olarak yüreğim eziliyor, içim burkuluyor; bu müptezellikleri görünce fevkalade elem ve kederle doluyorum. Bu nasıl olur, Türkiye gibi büyük ve güçlü bir ülkeye nasıl dünyanın hiçbir varlığı olmayan ülkelerine bile uygulanmayan bir aşağılayıcı muamele bu kadar rahat uygulanabiliyor diye üzülüyorum...
Bakanınızın darp edilmeye varan istiskali, müsteşarınızdan mücrim gibi parmak izinin alındıktan sonra vize verilebileceği beyanı, TBMM heyetine dört ay önce planlanan bir görüşme için ancak 5 dakikalık süre ayrılması ve bunların dünyanın dört bir yanında aynı zaman dilimi içinde cereyan etmesi kesinlikle bir tesadüf değildir...
Kimliğini, kişiliğini kaybetmiş bir dış politikanın neticesidir. Bütün haysiyetini yitirmiş, ciddiyetini terk etmiş bir anlayışın ülkemizi getirdiği iflas noktasının en net göstergesidir...
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, aç-perişan ve dünyaya açılmak için kendisinden başka şansı olmayan Ermenistan'a koşulsuz bir şekilde kapılarını açacak, Karabağ işgal altında kalmaya, Azerbaycan'ın muhtelif şehirlerine dağılmış vaziyetteki bir milyonu aşkın Karabağ Türkü yuvalarından, topraklarından uzakta yaşamaya devam edecek; Ermenistan Ağrı dağı'na sahiplenecek, Türkiye'den toprak talebinde bulunacak, atalarımıza iftiraya devam edecek ve biz bunları sineye çekeceğiz... İstediklerini vereceğiz...
Böyle dış politikayı ben de yaparım diyeceğim, ama vallahi yapamam. Ben Türk'üm, ne vicdanım elverir, ne namus, ahlak, iffet anlayışım, vatan ve millet sevgim müsaade eder... Ben çünkü, çok küçük bir çocukken Ömer Seyfettin'in Pembe İncili Kaftan'ını okudum ve birgün diplomat olurlarsa diye iki çocuğuma da okuttum...
Cihan TÜRKER


