Geleceğimiz İçin Şimdi Türk Ordusunun Yapması Gereken

ilkerBasbug

‘’Asimetrik psikolojik harekat’’.  Bir süre önce  böyle tanımlamıştı Orgeneral Başbuğ Türk Ordusunu odak haline getiren yıpratma kampanyasını.  Dışarıdan beslendiği ve yönlendirildiği artık apaçık belli olan unsurların, güçlerin ve mekanizmaların yaptığı profesyonel ve sistematik saldırıyı. Devlet içine bilinçli olarak yerleştirilmiş bazı kadroların, eşleri Amerikan istihbaratı için çalışmış yazarların, yurtdışından manipülasyon için yönlendirilen odakların ve ülkeyi kendi menfaat ve mantaliteleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışan cemaatlerin organize salvolarını. İlker Başbuğ  o günlerde bu açıklamaları isim vermeden ve hedef göstermeden yapmıştı ancak  bilinçli olan ve yapılanları gören pek çok insanın kafasında belli şekiller oluşuvermişti  kastedilen kişilerin kimler olduğu doğrultusunda.

Birkaç yıldır Türk Silahlı Kuvvetleri ve engel olarak görülen bazı çevreler bu şer odaklarının sistemli saldırısı altında. Hiçbir şekilde  ahlak, etik ve adap prensiplerine uyulmadan yapılan bu bilinçli çamur atma faaliyeti belkide Türkiye tarihinin hiçbir döneminde bu derece yoğun yaşanmamıştı. İş lafa gelince kendilerini belkide en dindar,muhafazakar, demokrat ve halkçı tanımlayan bu odaklar kendilerine engel olarak gördükleri çevreleri  acımasızca karalamaktan kendini alamadılar. Hedeflerine giden yol  yabancı patronlarınında kurguladığı biçimde muhalif olanları sindirme ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kendileri  için sorun çıkarmayacak şekilde pasifize etmeyi amaçlıyordu çünkü. Bir yandan saldırılarının dozajını gün geçtikçe arttırırken bir yandanda milleti kendi istedikleri gibi düşüncelere sevketmek için kiralık kalemşörlerini ve kuruluşlarını devreye soktular. Halkı kendilerine inanmaya zorladılar, senaryolarını insanlarımıza yutturmaya çalıştılar, sendeledikleri noktalarda geri çekilip gündemi değiştirdiler. Amaç belliydi aslında. Amaç Türk Devleti’ni dönüştümekti, amaç Türk Milleti’ni dönüştürmekti, amaç  sözde büyük güçlerin Türkiye üzerindeki  planlarının başarıya ulaştırılmasıydı. Piyonlarda belliydi aslında, oyunu kurgulayanlarda…

Operasyon beyinlereydi. Kurgu muazzam, silah ise medyaydı. En can alıcı psikolojik savaş mekanizmasıydı. İnsanların hassasiyetlerine dokunarak gerçekleştirmeye çalıştılar tasarladıkları niyetleri. Zehirlerini bu şekilde akıttılar yönlendirmeye çalıştıkları kitlelere…

Orgeneral İlker Başbuğ geçen günlerde yine artan yıpratma kampanyasına gönderme yaparak bir röportajda  sabrımız taşarsa bizde bildiklerimizi açıklarız demecini verdi. Bu sözler kamuoyunda bir dalgalanma yaratmakla beraber kimi görüştekiler için yerinde, kimi görüştekiler için ise geç kalınmış bir açıklamaydı. Ancak bu durumdan çıkarılabilecek en kesin sonuç artık Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarınında tahammül sınırlarının zorlanmaya başladığı düşüncesidir. Geçte olsa bu açıklama bize yeni bir dönemin habercisi olabilir. Önemli olan önümüzdeki günlerde bu yoğun saldırılara karşı tepkisiz kalınıp kalınılmayacağıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri herşeye rağmen ülkemiz içindeki en güvenilir kurum olarak öne çıkıyor. Milli kültürümüz ve tarihimiz içindeki konumuna bakarak askerler toplumumuz içinde oldukça saygınlık görüyor. Pek çok gencimizin bu şerefli üniformayı bir gün giyebildiğini hayal etmesi belkide bu iddianın en büyük kanıtlarından birisi olarak göze çarpıyor. Yapılması gereken Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bu saygınlığa ve sevgiye daha fazla layık olmaya çalışmasıdır. Geç kalınmışta olsa bildiklerini halkımız ile zaman kaybetmeden paylaşmaları, ellerindeki veri ve bilgileri onları bu şer odaklarının niyetlerini daha iyi anlamaları konusunda halkımızı aydınlatmalıdır.

Artık sessiz kalma zamanı değildir. Artık herkesin bildiklerini konuşması zamanıdır. Türkiye’yi gün geçtikçe artan bir şekilde zaafiyete uğratmak isteyen odakların amaçlarına ulaşamaması için alınması gereken en büyük sorumluluk yine Türk Ordusu’na düşmektedir. Bundan sonraki Türkiye profilini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve duyarlı  sivil yetkililerin atacağı adımlar belirleyecektir. Artık sessiz kalmak  zorluğa ve saldırıya karşı boyun eğmek demektir.

Sessiz kalmayınız. Bildikleriniz ile halkı aydınlatmak sizin vazifenizdir.  Bırakın kararı millet versin. Yeterki  zamanında söylenmesi gerekipte söylenmemiş sözler kalmasın. Türk Ordusunun mensupları doğruları söyledikçe  Türk Mileti onu yalnız bırakmaz, bırakmayacaktır. Çünkü biz biriz. Birileri bizi parçalamak istesede.

Çok  geç olmadan…

Tanrı Yüce Türk Milleti’ni korusun!

Mehmet GENÇTÜRK