Irak Türkleri
Abdullah Karahisarlı tarafından yazıldı.

Irak’a Türkler ilk kez 670-700 yılları civarında ayak basmışlardır. Emevilerin Horasan valisi Ubeydullah bin Ziyad, Buhara ve Beykent’e yaptığı seferlere karşı, Buhara Melikesi Kabaç (Kınık) Hatun iyi bir direniş göstermiştir. Bu direniş karşısında Türk askerlerinin kahramanlığı ve yeteneklerinin farkına varan Ziyad, Kabaç Hatun’la yaptığı anlaşmayla 2000 civarında Türk askerini, Arap askerlerinin eğitimi için Basra’ya yerleştirmiştir.
Türkler, Abbasiler döneminde büyük gruplar halinde, Irak’a göç etmişlerdir. Abbasiler, Türklerin askerî yeteneklerinden yararlanmış ve onlar için Samarra şehrini kurarak buraya yerleşmelerini sağlamışlardır. Daha sonra en önemli Türk göçü ise, 1040’dan sonra gerçekleşmiştir.
Abbasi halifesinin Tuğrul Bey’den yardım istemesi üzerine, Tuğrul Bey bölgeye girmiş ve Irak’taki 9 asırlık Türk hâkimiyeti başlamıştır. Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’le başlayan Türk hâkimiyeti sırasıyla; Irak Selçukluları, Erbil Atabeyliği, Musul Atabeyliği, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safaviler ve Osmanlılarla devam etmiştir.
19. asrın ikinci yarısından sonra zengin petrol yataklarına sahip olmak için İngiltere ve Fransa arasında bölgeye hükmetme rekabeti doğmuştur. İngilizler tarafından kışkırtılan Araplar, I. Dünya Savaşı sırasında ayaklanmalar çıkarmışlardır. Böylece İngilizler bu kargaşalardan yararlanarak Kuzey Irak’ı işgal etmişlerdir.
Atatürk’ün gayretleri ile son Mebusan Meclisi’nde İngiliz işgalinde bulunan Musul ve Kerkük, Misak-ı Millî sınırları içine dâhil edilmiştir. Lâkin daha sonra İngilizlerin gizli faaliyetleri ile Güneydoğu’da çıkartılan isyanlar nedeniyle ve Milletler Cemiyeti’nin yanlı bir kararıyla Musul İngiltere’ye verilmiştir. İngiliz hâkimiyetine karşı çıkan Türkmenler, direnişler gösterse de kanlı bir şekilde bastırılmışlardır. Kerkük’te yaşanan Levi Katliamı ve Rumeyse’de yaşanan Kaçakaç Katliamı da bu dönemde gerçekleşmiştir.
İngilizler tarafından Suriye’den getirilen Faysal, kral ilan edilmiş ve 1930’daki antlaşma ile Irak bağımsızlığını kazanmıştır. Kral Faysal döneminde de Türkmenlere karşı asimilasyon politikaları güdülmüştür. Kral Gazi döneminde ise, petrol için Türkmenlerin toprakları gasp edilmiş ve Türkmenlerin yaşadıkları yerlere Türk düşmanı olarak yetiştirilen Kürt idareciler tayin edilmiştir. Petrol şirketlerine Türkmenler işçi olarak dahi alınmamıştır. Bu dönemde de bir işçi grevi olarak başlayan nümayiş, Türkmen katliamına dönüşmüştür (Gavurbağı Katliamı).
1958’de Cumhuriyetin ilanından sonra da Türkmenlere karşı zulümler devam etmiştir. 14 Temmuz 1959’da Cumhuriyetin birinci kuruluş yıldönümü kutlamalarında komünist Kürtler, yönetiminde desteğiyle Türkmenlere yönelik Kerkük Katliamı’nı (Şehitler Günü) gerçekleştirmişlerdir.
1979’da Saddam Hüseyin’in cumhurbaşkanı olmasından sonra, Türkmenlerin gayrimenkul edinmeleri yasaklanmış ve toprakları istimlâk edilerek Araplara dağıtılmıştır. Ayrıca asimilasyon politikası sistemli bir hale getirilmiştir. Türkmen aydın ve önderleri (Necdet Koçak, Abdullah Abdurrahman, Rıza Demirci, Adil Şerif) idam edilmiştir. Tazehurmatu ve Altunköprü katliamları gerçekleştirilmiştir.
ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra Kürtler lehine ayrıcalık yapılmış ve Türkmenlerin gelecekleri ciddi derecede tehlikeye girmiştir. Özellikle de Kuzey Irak’ta, Kürtlerin devlet kurma istekleri Türkmenlere olan saldırıları arttırmış ve birçok katliam gerçekleşmiştir: Tuzhurmatu (22.08.2003), Telafer I (09.11.2004), Telafer II (21.02.2005), Musul (24.11.2005), Yengice (10.03.2006), Karatepe (04.06.2006), Kerkük Terör (13.06.2006) katliamları bunlara örnektir ve maalesef bu katliamlar hâlâ daha devam etmektedir.
3 milyon nüfusa sahip Türkmenlerin, geçmişlerini silmek için Tapu ve Nüfus Daireleri tahrip edilmiştir. Türkmen Cephesi’nin binalarına saldırılar da devam etmektedir. Tüm bunlara rağmen Türkmenler, değerli büyüğümüz Sadettin Ergeç’in önderliğinde haklarını savunmaya devam etmektedirler.
Ne yazık ki, Türkmenlerin en büyük dayanağı ve moral kaynağı olarak gördükleri Türkiye ise, iktidarın pasifliği yüzünden lâkayt bir tavır içindedir. Türkmenlerin gözü, kulağı Ankara’dadır. Ankara’daki zatlar ise teferruat siyaseti içinde bocalamaktadırlar.
Türkiye kendisine yönelen yaşlı gözleri bir an önce görmeli ve büyüklüğünün gereğini yapmalıdır.
Abdullah KARAHİSARLI


