Erdoğan + Obama : BOP Asıl Şimdi!..

Büyük Ortadoğu Projesi

Sorularla başlayalım… Davos’ta Başbakan Erdoğan’ın, Peres’e kestiği racon sadece duygusal çıkış mıdır; yoksa reel-politik bir boyutu da bulunmakta mıdır? Fransız gazetesi Le Monde’un ifadesi ile dünyanın ilk global lideri Obama’nın seçilmesi Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bittiği anlamına mı geliyor? Yukarıdaki iki sorunu yanıtı bizi aynı yere götürüyor: Obama liderliği ile BOP’un ikinci safhasına geçiyoruz ve Türkiye bu oyunda bir bölgesel agent (aracı) görevi yerine getirecek.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin geçmişi en az 1990’lı yıllara gidiyor. O dönemde özellikle AB içinde, “Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki Müslüman ülkeleri, pazara nasıl dahil ederiz?” sorusu soruluyor; konuyla ilgili bazı resmi çalışmalar hazırlanıyordu. 1990’ların ortasında ABD’de özellikle New American Century gibi neocon fikir merkezlerinde, ‘devrimci demokrasi’ tezi gündeme getirilmeye başlandı. Bu yaklaşımda, “Başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok totaliter ülkesinde demokrasi getirmek elzemdir. Gerekirse güç kullanmaktan çekinilmemelidir.” deniliyordu. Özünde iki görüş de aynı hedefi amaçlıyordu: Başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok bölgesindeki totaliter ülkeleri küreselleşmeye ve pazar ekonomisine eklemlemeyi. Bu amaçla, baskıcı yönetimlere sahip ülkelere demokrasi, liberalizm ve pazar ekonomisi değerleri götürülmeliydi.
‘11 Eylül’ saldırılarının oluşturduğu şartlardan istifade eden Bush yönetimi,“Gerekirse zorla…’ yöntemini seçti. Başta Wolfowitz olmak üzere neocon’ların fikir önderlerine göre, önce zorla baskıcı yönetimler yıkılacak, adından zamanla bu ülkeler demokrasiye geçecekti. Bu arada demokrasinin yerleşmesi için bu ülkelerdeki halkların kendi içlerinde çatışmaları da kabul edilebilirdi. Tıpkı Irak gibi…
Bu ülkelerde demokrasi için şartlar oluşmaya başladığında ise, sıra halkların kalplerinin kazanılmasına gelecekti. Bu anlamda ABD’nin sevimli yüzünü gösterecek Obama’dan daha iyi bir başkan herhalde zor bulunurdu. Yemin töreninde ortanca adı ‘Hüseyin’i vurgulaması dahi simgesel bir işaretti. Bu anlamda buzkıran gemisi gibi Ortadoğu’da zemini dağıtarak BOP’un birinci safhasını gerçekleştiren Bush yönetiminin ardından gelen Obama, Ortadoğu’da taşları yeniden dizerek projenin 2. safhasını yerine getirecektir. Bu bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasında bir restorasyon süreci anlamına gelmektedir.
Peki, Başbakan Erdoğan’un Davos’taki tepkisinin bütün bu saydıklarımızla ne alakası var. Başbakan’ın çıkışında, insanı drama duyulan öfke dışında bir dinamik var mıdır? Soruyu biraz yakın tarihle de zenginleştirelim. 2002 yılında İsrail’i soykırım yapmakla suçlayan Ecevit’in ardından birkaç kez özür dilemek zorunda kaldığı hatırası hafızalarda hala taze. Peki ne oldu da İsrail’in ABD’deki ve bütün dünyadaki dostları Tayyip Erdoğan’a çok daha anlayışlı davrandı. Acaba, informal ilişki kanallarından Türkiye’de hükümete, Gazze konusunda net bir tavır aldığı takdirde efendi’lerin çok sert bir tepki vermeyebileceğini mesajı iletilmiş olabilir mi? Bunu bir komplo olarak değil, uluslararı ilişkilerin implicit (saklı) yöntemlerinden biri olarak algılamak gerekiyor.
Durum bu ise; Türkiye’ye en azından retorik bazında neden bir hareket serbestisi verildi. Kişisel olarak eğer BOP diye bir proje varsa, küreselleşmeye eklemlenmiş, ancak Ortadoğu sokaklarında da meşruiyete sahip Müslüman bir liderliğin çok işlevsel olacağını düşünüyorum. Diğer bir deyişle Türkiye’nin, kağıt üzerinde İsrail’le yapısal ilişkilerini devam ettirmesi şartı ile, pazar ekonomisine eklemlenmiş bir Müslüman ülke olmasının liberal Batı bloğunun çok işine geleceğine inanıyorum.
Yine Ortadoğu’da Batı bloğunun çıkarlarını tehdit eden ancak sokakların gönlünde güç kazanan İran ve Suriye eksenini dengeleyecek bir aktöre ihtiyaç duyulmaktadır. Bu role Türkiye’den daha iyi bir aday olabilir mi? Tezimize bir de akademik bir perspektif katalım. Son yıllarda Anglo-Sakson üniversitelerinde ‘demokrasi’ konusunda gerçekleştirilen teorik çalışmalarda ‘laikliğin’ liberal demokrasinin bir şartı olarak sayılıp sayılmaması noktasında ciddi tartışmalar yapılıyor. Geçmiştekinin tersine laikliğin demokrasi için olmazsa olmaz olmadığını dillendiren görüşler duymaya başlıyoruz.
Eğer bu tezimiz doğru çıkarsa ve Türkiye BOP projesinde bölgesel bir aracı olacaksa; önümüzdeki dönemde ülkemizin özellikle Kuzey Irak’ta etkinliğinin artacağını öngörebiliriz. Elbette bu etkinlik ABD’nin izin vereceği sınırlarda olacaktır. Bütün bu gelişmeleri alt alta sıraladığımızda; Obama iktidarı ve Başbakan’ın Gazze çıkışından hareketle, BOP’u ve sonuçlarını asıl şimdi somut bir şekilde görebileceğimizi söyleyebiliriz.

Türker Çelik - Haber10