Millî İrade Üzerine

İradenin hürlüğü meselesi, bütün fikir tarihi boyunca tartışılıp durmuştur. Kimileri insanın iradesinin "hür olduğunu" savunurken, kimileri de bunun imkânsızlığından söz etmiştir.

Konu, "ferdî irade" açısından ne kadar zorluk arzediyorsa, "içtimaî irade" bakımından da aynıdır. Yani, "halkın iradesi" veya "millî irade" dediğimiz şey de "hür" müdür, yoksa bu iradeyi de kontrol eden müessirler var mıdır?

Hemen belirtelim ki, "ferdî iradeyi" biçimlendiren ve yönlendiren ne kadar âmil (müessir) varsa, "içtimaî iradeyi" de aynı şekilde kontrol eden o kadar sebep vardır. Yani, her içtimaî kıpırdanışın ve tavrın arkasında, çok karmaşık bir sebepler yumağı bulunur. İçtimaî olay ve oluşları bir tek âmile bağlayarak açıklamak mümkün değildir.

Bizim devlet adamlarımız, aydınlarımız ve politikacılarımız, çok iyi bilmelidirler ki, Türk Milleti, bir olay karşısında, ortaya bir tavır koyuyorsa, bunu meydana getiren ve ihmâl edilmesi mümkün olmayan pek çok âmil vardır. Namuslu ve ciddî bir devlet ve siyaset adamı, vicdanlı bir aydın, milletin aldığı "ortak tavır" karşısında, gerçekten de hassas davranmak ve meseleye dikkatle eğilmek zorundadır.

Asla unutmamak gerekir ki, millet, şu veya bu olay karşısında ortaya bir tavır koymuşsa, onu, buna zorlayan pek çok âmil var demektir. Bir defa, her millet, asla tarihinden ve tarihî tecrübesinden kurtulamaz. Olayları, mutlaka, bir tarih süzgecinden geçirir. Millî hafıza, zannettiğimizden daha fazla dayanıklıdır. Her ne kadar, "hâfıza-i beşer nisyan ile malûldür" deniyorsa da, zamanı gelince, unutulmuş sanılan şeyler, "kollektif gayri şuurdan" şuur sahasına bir bir çıkıverir. Tarihen sabittir ki, gerçekleri, bir milletten uzun zaman saklamak mümkün değildir. Er-geç, her şey gün yüzüne çıkar, herkes ve her şey hak ettiği yeri bulur. Yani "millî vicdan" uzun zaman aldatılamaz.

Diğer taraftan, her millet, içtimaî olayları ve gelişmeleri, sahip olduğu "millî ve manevî kriterlerin ışığında değerlendirir" ve hükmünü verir. Her millet gibi, Türk Milleti de uzun bir tarihî geçmişe ve bu tarih zemininde dinî, ahlâkî ve hukukî değerlere sahip olmuştur. O, bütün olayları ve gelişmeleri, yoğurduğu bu kültür ve medeniyet değerleri içinde ele alır ve değerlendirir. Topyekûn bir milleti aldatmak ve ona ters düşen "değer yargıları" içinde uyutmak, uzun zaman mümkün değildir. Er-geç, millet, olayları, gelişmeleri ve müesseseleri, kendi açısından değerlendirip herkesin hakkını verir.

Bazı çevreler, ellerine hoparlörleri geçirerek, basın ve yayın organlarını yönlendirerek, eğitim ve öğretim müesseselerini kontrollerine alarak, kısacası "beyin yıkayarak" netice alacaklarını sanıyorlar. Oysa zaman göstermiştir ki, bütün bu gayretler, millî vicdana ve iradeye ters düştükçe, müsbet bir netice alınamaz.

Ahmed ARVASİ